facebook instagram

Özge Çivci // Psikolog
07 Aralık 2015

Bodrum’un en güzel gülen psikoloğu Özge Çivci ile geçen yıl açtığı danışmanlık ofisinde buluştuk. Bodrumlu hayatından, oyun terapisinden, yaşamı sadeleştirmekten ve bolca da çocuklardan söz ettik.
Benim mutfağımda her hafta ebegümeci, kenker, çintar pişiyor. Buralı gibi yaşadığımda daha mutlu oluyorum.

Klasik sorularımla başlayıp seni biraz ısındırayım: Bodrum’a ne zaman geldin?

2014 Ağustos’ta geldik, evimizi tuttuk. Eylül ayında da taşındık. Planlı bir geliş değildi bizimkisi. Uzun uzun Bodrum hayalleri kurmamıştık. Hızlı olmamız gerekiyordu çünkü eşimin tayini çıkmıştı. Hemen göreve başlaması gerekiyordu.

Öyle mi? Ne iş yapıyor eşin?

Bodrum Devlet Hastanesi’nde psikiyatrist.

Tayin olup geldiniz. Şansa bak!

Baştan anlatayım hikayeyi: Yaklaşık 5 sene önce yine eşimin zorunlu hizmeti nedeniyle İstanbul’dan Zonguldak’a taşındık biz. 25 yıl yaşadığım şehirden, sosyal hayatımdan, arkadaşlarımdan, dostlarımdan ilk ayrılışım öyle oldu. 2014’ün Nisan’ında ise 4 günlük bir tatile geldik Bodrum’a. Uzun yıllardır gelmemiştim ve çok farklı buldum. İhtiyaçları karşılamaya uygundu, çocuklu bir aile için. Eğitim ve sağlık odaklı ihtiyaçlardan bahsediyorum. O tatilden dönerken “burada yaşanır” dedim eşime ve tam 2 ay sonra Bodrum’a tayinimiz çıktı. Resmen Bodrum bizi istedi, kabul etti.

Çok sevimli bir geliş olmuş. Sen ne yapıyordun o sıralar?

Ben hep çocuklarla çalıştım. Meslek hayatıma zor bir noktadan başladım; Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde madde bağımlısı çocuklarla. Sonrasında okullarda çalıştım. Normal gelişim gösteren çocukları gördüm, tanıdım. Ardından hayatıma terapi yönelimi girdi. Çocuk ve gençlerle artık sadece bunu yapmak istediğime karar verdim. Karşıma da şansıma iyi mentorlar, iyi uzmanlar çıktı. İstediğim doğrultuda ilerleyebildim. Renk Danışmanlık’ı da 2014’ün Aralık ayında açtım. 1 yıl oldu. Çocuklarla, ergenlerle ve onların aileleri ile çalışıyorum.

Geri döneceğiz bu konuya ama öncesinde seni bulmuşken sömüreyim biraz. Büyük kentlerden Bodrum’a göçen şehirli anne-babalar neden hala çocuklarını AVM’lere götürüyor sence? 

Bence her bireyin bir adaptasyon sürecine ihtiyacı var. Değişim anında olan bir şey değil. Büyük şehirde alıştığımız, kanıksadığımız, normalize ettiğimiz bir yaşam biçimi var. O kadar da kolay ve hızlı Bodrumlu olamayız. Kendi adaptasyon kapasitemiz ne alemde, ona bir bakmalıyız. Daha doğrusu şu: Kendimizi bu şehre adapte etmeye mi çalışıyoruz yoksa alışkanlıklarımızı şehre mi geçirmeye çalışıyoruz? İkincisini yapmaya çalışanlar mutsuz oluyor. Eğer göçtüğün şehrin getirileriyle başa çıkabiliyorsan, o şehrin kendi özelliklerini içselleştirebiliyorsan o zaman adapte oluyorsun. Bence Bodrum’da olmak demek doğada olmak demek. Çocuğun 9-10 ay suya, toprağa, kuma dokunmasına izin vermek demek. “Yok şimdi olmaz” diyen tarafımız işte bizim şehirli tarafımız.

Buna alışmak için kendimize zaman mı tanımalıyız, yoksa öğrenilecek bir durum mu bu?

Bu bir eğitim değil ama farkındalık. Daha büyük evler, daha konforlu evler herkes ister. Ama yaşadığımız şehre uygun olanlarını seçebiliyor muyuz mesela? İyi bir evde oturmak için ağaçları kesiyorsak bir süre sonra buraların da büyük şehirden farkı kalmayacağını herkes idrak edebilir herhalde. O konfor isteğiyle Bodrum’u Bodrum olmaktan çıkartırsak çocukların alabileceği hiçbir şey kalmayacaktır sonunda.

Kendinden örnek verebilir misin? Sen neler yaptın mesela adapte olmak için?

Ben adaptasyon yeteneği yüksek biriyimdir. Gittiğim şehirlerde oraya ait yemekleri yemeği, yapmayı çok severim. Mutlaka yerel ürünlerini almaya çalışırım. Burada da insanlar nasıl yaşıyorlar diye bakıyorum. Pazardaki Egeli ablaların konuşmalarını dinlemeye bayılıyorum örneğin. Hiç tanımadığım bir ot gördüğümde nasıl yapıldığını sorup öğreniyorum. Alıp evde yapıyorum onu çünkü İstanbul’da yok! Benim mutfağımda her hafta ebegümeci, kenker, çintar pişiyor. Buralı gibi yaşadığımda daha mutlu oluyorum.

Buraya özgü sakin, yavaş bir yaşam disiplini var. Ona alışmak kolay değil gerçekten.

İstanbul’dayken ben de önümdekine korna çalıyordum. Biri karşıdan karşıya yavaş geçtiğinde öfkeleniyordum ama burada Bodrum saati diye birşey var. Birinden birşey istediğinizde “yapılır” diyor. “Bakarız” diyor. Bence büyük şehirdeki bir yerlere yetişme telaşını biraz yavaşlatmak, biraz sadeleşmek, daha az materyalle hayatı idame ettirmeye gayret etmek lazım. Bu herkese iyi gelir. Çocuk için baktığımda da büyük oyun alanlarına, çok özellikli elektronik oyuncaklara ihtiyaç yok. Bodrum bunun için sana ağaçlar, deniz, kum, hayvanlar, çakıl taşları veriyor. Mesela ben kızımla at binebiliyorum. Uzun süreler denize girebiliyorum. Kumda oturabiliyorum. Balık tutabiliyorum. Bunlar büyük şehirde lüks. Burada ise bunları yapmak için sadece televizyonu kapatman gerekiyor. Bu fırsatları kaçırmasınlar bence hiçbir Bodrumlu anne-baba.

Hiç mi eksiği yok Bodrum’un? Çocuklar için düşünecek olursak?

Ben her açıdan beslenebiliyorum. Yakında Fazıl Say’ı dinleyeceğim mesela! Bence çocuğu besleyen ilk şey ilişki. Çekirdek aile içinde huzur veren, güvenli, şefkatli bir ilişki varsa çocuk için karar alma mekanizmaları, kendi hayatını planlama mekanizmaları da aynı ölçüde iyi gelişir. O nedenle koşturan, yarışan sistemden çıkıp huzuru sağlamak önemli. Siz ona sakin ve sade bir hayat sunabiliyorsanız, uzun vadede kendi ile ilgili, ilerideki hayatına dair güzel planlar yapabilir. O anlamda Bodrum’un bir eksiği olduğunu ya da birşey kaçırdıklarını değil tam tersi Türkiye’nin şanslı kesiminde olduklarını düşünüyorum.

Peki, Renk Danışmanlık’ta tam olarak hangi hizmetleri veriyorsun?

Ebeveyn danışmanlığı veriyorum. Hamilelik sürecinden itibaren başlıyor çalışmalarımız. Çocuklarla olan çalışmalarımda, 0-3 yaşta anneye bağlanma temelli danışmanlık veriyorum. 3 yaş sonrası çocuklara oyun terapisi hizmeti veriyorum. 10-11 yaş üstü çocuklarda ise dışa vurumsal terapiler uyguluyorum. Sanat terapisi ya da nadiren bilişsel davranışçı terapiler. Bu süreçte de yine ailelere destek oluyorum. Çocuğa etiket ve tanı koymadan, onun kendi hızına saygı duyan bir yaklaşım arıyorum ve aileyi bilinçlendirmeye çalışıyorum.

Oyun terapisi dedin. O ne demek?

Çocuğun yaşadığı sorunla ilgili olarak, onu oyunun bilinç dışı gücüyle geriye götüren bir deneyim. Yani bilinç dışındaki dünyasında ne olduğunu oyun yoluyla anlatmasını sağlayarak çözüme kavuşturuyoruz. 12 yaşa kadar uygulanabiliyor. Bir çocukla yapılan oyun terapisi sürecinin ne kadar süreceğini ise çocuk belirliyor. Çünkü kendi dünyasını burada oyun yoluyla aktarırken terapistin bunu hızlandıran bir müdahalesi olmuyor. Terapist sadece eşlik ediyor ve bazı takılmalarda ruhsal sürecini destekleyip oradan çıkmasını sağlıyor. Bu süreçte anne babaya da çocuğun dünyasında ne olduğu ile ilgili bilgiler veriyorum.

Muzipo Kids Bodrum’da da seminerler veriyorsun, değil mi?

Evet, orada anne babalara seminerler veriyorum. Konuyu da seminerlerin sonunda yine katılımcı anne babalarla belirliyoruz. Bana burada seanslarda en çok gelen sıkıntıları orada konuşmaya çalışıyorum. Onun dışında okullardan gelen davetlere gidiyorum.

Seanslarda anlatılan en yaygın sıkıntı ne? Tahmin edeyim; çocukların teknoloji bağımlılığı?

Teknoloji bir sonuç, sebep değil. Bence sorun anne-babaların çocuklara nasıl sakinleşebileceklerini öğretememeleri. Çocuklara kendi başına olabilme/yetebilme kapasitesini kazandırmamız gerekiyor. Bunca tanının ve ilaçların havada uçuşmasının sebebi çocuğun stresle başa çıkamamasının sonucu bence.

Senin de bir kızın var. Siz ikiniz Bodrum’u nasıl yaşıyorsunuz?

6 yaşında benim kızım. Birinci sınıfta şu an. Geziyoruz, oynuyoruz. Çok oynuyoruz. En son zeytin topladık, zeytin yapmayı öğrendik. Sahile gidiyoruz, balık tutuyoruz. Birşeyler dikiyoruz. Kendi oyuncaklarımızı yapıyoruz. Oyunlar uyduruyoruz. Kitap alıyoruz, okuyoruz. Evde kocaman bir çocuk kitapları kütüphanemiz var. Çok klişe olacak ama hayat bir oyun aslında. Biz de hayatın içindekileri oyuna dönüştürebilen bir aileyiz. Kedimiz de var, 4 kişiyiz.

Bodrum’da nereleri, hangi mekanları seviyorsun ve gidiyorsun?

Ben Bodrum’daki Denizciler Kahvesi’ni çok seviyorum. Yahşi Sahili’ni seviyoruz, orada balık tutuyoruz. Boğaziçi Köyü’nü seviyoruz, biraz Bodrum’dan uzak gibi gelebilir ama aslında değil. Hep sakin oluyor. Bir de Bitez’deki Gravilya’yı seviyorum, mandalina bahçelerinin içinde bir kafe/restoran. Orada huzur buluyorum.

Burada yıllanır mısın?

Valla, ben bir yere gitmeyi düşünmüyorum. Kızım lisede başka bir şehirde okumak isterse düşünürüz ama ben yerleşme kafasında biriyim. Mobil olmak bana pek uygun değil. Burada gerçekten çok huzurluyum.

Okuyucularımız sana nasıl ulaşsınlar?

Renk Danışmanlık’ın facebook ve Instagram sayfalarından takip edebilirler. Web sitemden iletişim bilgilerime ulaşabilirler. Konacık’taki danışmanlık ofisimin kapıları da herkese açık!

Siteye eklenen röportajlardan anında haberdar olmak için mailing listemize kaydolabilirsiniz.





Diğer Röportajlar..
9

Konuk Yazarlar
Çini Mürekkebi // Pelin Çini
Yukarı Çık