facebook instagram

Nesrin Spira // Waldorf Bebek Tasarımcısı
17 Haziran 2016

Uzun süren kurumsal hayattan sonra 25 metrekarelik ev atölyesinde harikalar yaratan, üretmekten başka düşüncesi olmayan, çantasına attığı bebeklerle çocukları sevindiren saygıdeğer bir portre daha. Nesrin Spira ve bebekleri karşınızda…
Benim annem bütün gün iğne oyası yapardı, babam da terziydi. Bana onların hayatları çok sıkıcı gelirdi çocukken. Derdim ki ben büyüyünce asla bebeklerimden vazgeçmeyeceğim!

Esas mesleğiniz neydi Nesrin Hanım?

Peyzaj mimarıyım. 20 küsur yıl yaptım o işi. Diplomamın gereğini yerine getirdim. 2005 yılında emekli oldum. Sonra yine çalışmaya devam ettim.

Hikayeniz nerede başlıyor? 

Ankara’da okudum, uzun yıllar orada çalıştım. 1998 yılında evlendim ve Almanya’ya gittim. Eşimin işi gereği de epey bir dolaştık dünyayı. 2008 yılında boşandım. Ayrıldıktan sonra ben yine Ankara’ya döndüm. İş arıyordum. O sıralar Bodrum’da da bir arkadaşım yaşıyordu, bir şirketin genel müdürüydü. “Bir tasarımcıya ihtiyaç var, gelir misin” dedi. Geldim. Peyzaj mimarlığı ve iç dekorasyon işleri yaptım orada. Proje bitince hayat arkadaşımı buldum ve kaldım!  8 yıldır Bodrum’dayım.

Neden devam etmediniz peyzaj mimarlığına, burası tam yeri değil mi? 

Aslında çabaladım. İşi de çok seviyordum fakat insanlardan yorulmuşum. O kısmı atlamak istedim artık. O andan itibaren benim en büyük tutkum olan müziğe ağırlık verdim. Bodrum Belediyesi’nin Klasik Türk Müziği korosu var. Oraya girdim. 1,5 yıl kadar da İzmir’de konservatuvara gittim geldim. Nazariyat dersleri aldım.  Klasik kemençeyle tanıştım. Mehmet Yalgın’dan ders aldım. Müzik benim için çocukluktan beri bir tutku ama doğulu bir aileden geliyorum. Hep yasaklar vardı. 1993 yılında annemi ve babamı kaybettim, onlar gittikten sonra baktım ki özgürüm! 95 yılından beri de müziğe epey çaba sarfediyorum. Maddi, manevi.

Neden müzisyen olmayı düşünmediniz? 

Düşünmez miyim! Çok arzu ettim ama olmadı. Şimdilik sadece müzikten korkmamayı öğrendim. Bende öyle büyük bir travmatik blokaj var ki, orayı aşamıyorum. Çalışmayla bir yere kadar, sanırım çok yetenekli de değilim. Fakat bir yandan da bir şeyler üretmeliyim. Sabah kalkayım da brunch’a gideyim falan gibi şeyler beni tatmin etmiyor. Derken bir gün bir arkadaşımın battaniye ördüğünü gördüm. Meğer bir grup kurmuşlar, hastanede kalan yardıma muhtaç çocuklar için battaniye örüyorlarmış. Ben de yapmak istedim. Sonra düşündüm; çocuklar esas bebek ister, bebekle oynamayı sever. Ben Tunceli’de yetiştiğim için biliyorum, yalın ayaktık ama elimizde birer bebek vardı mutlaka.

Ve bu yüzden bebek yapmaya karar verdiniz. 

Esas bir de şunu hatırladım: Benim annem bütün gün iğne oyası yapardı, babam da terziydi. Bana onların hayatları çok sıkıcı gelirdi çocukken. Derdim ki ben büyüyünce asla bebeklerimden vazgeçmeyeceğim!

Ne zaman başladınız bu tatlı bebekleri yapmaya? 

Hiç unutmuyorum; 2015 Aralık’ta ilk bebeğimi yapmak için oturdum köşeme. Annemin çorabı ve benim şalımın yünüyle yaptığım ilk bebeğimi hala saklıyorum.

Bunlara Waldorf bebeği mi deniliyor? 

Evet, Almanya’da Waldorf okulları var, bilirsiniz. O okulları kuran felsefecinin ürettiği bir bebek bu. Çok fazla detay yok. Kollar sarılacakmış gibi. Çünkü engelli çocuklarla çalışıyor ve bu bebekler terapide kullanılıyor. Okuya araştıra ortaya çıkarttım bunları, kendi kendime.

Malzemeleri Bodrum’da bulabiliyor musunuz? 

Bursa kumaş pazarı o konuda çok iyi. Bodrum’da pek bulunmuyor. Ben doğru malzemeyi buluncaya kadar çok fazla malzeme tükettim. Yurt dışından da getirttiğim oldu. 1,5 yılın ardından artık ne nereden alınır, o konuyu hallettim.

Bir bebeği ne kadar zamanda yapıyorsunuz?

Seri üretim yapamıyorum. Her biriyle 2-3 hafta uğraşıyorum. Bazen 1 ayı bile buluyor. Çünkü mesela yün patik yapıyorum ama bebek kabul etmiyor. Deniyorum, deniyorum güzel durmuyor. Sonra aklıma geldi, keçeden de yapabilirim dedim ve yaptım, oldu! Biraz deli işi ama öyle. Bir tanesine kız bebek diye başladım ama oğlan olacağım diye tutturdu!

Bu işi neden markalaştırmıyorsunuz, neden bir mağaza açmıyorsunuz mesela? 

Öyle bir şey hiç düşünmüyorum. Ben zaten o çarkın içinden çıkmak için elimden geleni yaptım. Tekrar girmek istemiyorum. Ama Bitez’deki Bookshop’ta satılıyor benim bebeklerim. Bir de İzmir Kemeraltı’nda Bubobubo diye bir dükkan var, online satışları da var. Oradan gelen gelirlerle ben masraflarımı karşılıyorum.

Peki, atölyeler yapsanız. Biz yetişkinler de öğrensek şu işi. 

O olabilir. İleriki zamanlarda birileri benden talep ederse gidip zevkle öğretirim. Ben daha ziyade işin üretim kısmında kalmak istiyorum. Satışlar, organizasyonlar pek bana göre değil.

Bu arada eviniz tek bakışta sizi ve hayatınızı anlatıyor. Minik bir masal odası gibi… 

Teşekkür ederim. Evet, 25 metrekarede her şeyi çözebiliyorsunuz aslında. Kocaman alanlara ihtiyaç yok. Atölyem, müzik köşem ve diğer ihtiyaçlar, hepsi bir arada. Bize yetiyor.

Bodrum’da en sevdiğiniz yer neresi? 

Biz denize girip açılmayı seviyoruz. Denizin ortasında olmayı yani… Bir de Oasis’e dart oynamaya gidiyoruz sık sık.

Bir web siteniz ya da blog’unuz var mı? 

Var. Nesbb.com adresinden bebeklerime bakabilirsiniz. Satın almak isteyenler olursa biraz önce söylediğim iki noktadan alabilirler.


Diğer Röportajlar..
29

Konuk Yazarlar
Çini Mürekkebi // Pelin Çini
Yukarı Çık