facebook instagram

Dilek & Mete Tüneri // Dalış Eğitmeni
26 Eylül 2016

Biri kurumsal firmanın yönetim kurulundaki koltuğunu bıraktı, diğeri de üniversitedeki kürsüsünü. 1953 yapımı Virazon teknesini renove edip, Bodrum'da bir dalış merkezi kurdular. İşte; Dilek ve Mete'nin sualtı hikayeleri...
Burada yaşamaya başladığımdan beri bakış açım değişti. Neticede, evet eve giren para çok daha az. Ama hayatınızı ona göre küçültüyorsunuz ve bundan mutsuz olmuyorsunuz.

Sizinkisi bir dalış hikayesi, öyle mi? 

Dilek: Evet! Bizi dalış bir araya getirdi. 9 senedir evliyiz. Ben Mete’yle tanıştığımda dalıyordum zaten ama Mete hiç denememişti. Benimle beraber bir keşif dalışı yaptı ve aşık oldu. Ondan sonra tatillerimizi hep dalış odaklı düşündük ve o şekilde dizayn ettik. Gittiğimiz her dalış turunda da konuşuyorduk: “Bu bizim teknemiz olsaydı, şurası şöyle olurdu, burası böyle olurdu” diye. Hayalimiz bir dalış teknemiz olmasıydı ama o dönem klasik bir İstanbul hayatı yaşıyorduk. Sabah git akşam gel, iş seyahatleri, genellikle masa başı… “3 sene sonra yapalım” diyorduk ama o 3 sene hiç değişmedi. 2009’da da 3 seneydi, 2012’de de, 2014’te de. Sonunda canımıza tak etti.

Ne oldu da tak etti? 

Dilek: Benim için bardağı taşıran son damla şirketteki yönetimin değişmesi oldu. Yeni yönetimle kafalarımız uymadı. Genel müdürle insan kaynaklarının omuz omuza çalışması lazım, biliyorsunuz.

İnsan kaynakları departmanında mıydınız? 

Dilek: Evet. En son ilaç sektöründeydim. Ondan önce Procter & Gamble, Johnson & Johnson, Gillette gibi firmaların insan kaynakları yöneticiliğini yaptım.

Peki, o şalterlerin attığı gün neler oldu?

Dilek: Mete’ye telefon ettim. “Galiba artık olmayacak, gidelim mi?” dedim. Ve biz o gün karar alıp 2 ay içinde Bodrum’a göçtük.

Siz o sıralar neler yapmaktaydınız?
Mete: Ben de İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyordum. Mimarlık Fakültesi’nde ders veriyordum. Orada da işler iyi gitmiyordu. Aslında ben Dilek’ten daha yakındım böyle bir karara. 1995’te bilgisayarın başına oturmuştum ve hiç kalkmamıştım! Artık ellerimle birşeyler üretmek istiyordum. Dalış teknesi tabii ki en büyük ortak hayalimizdi.

O sıralar dalışta hangi seviyedeydiniz?

Mete: Amatör dalıcıların en üst seviyesindeydik ama eğitmen olmayı düşünmediğimiz için orada durmuştuk.

Peki, Bodrum’a geldiğiniz günden devam edelim… 

Mete: Henüz neyi nasıl yapacağımızdan emin değildik. Tavsiyelerine önem verdiğimiz birkaç abimiz bize dedi ki, en azından 1 sene bir teknede çalışın. Yakıt almayı bile bilmiyorduk sonuçta. Derken ben kaptanlık kursuna başladım.

Dilek: Evet, o dönem inanılmaz yoğun bir şekilde hazırlandık. Koca bir sezon çok yoğun bir şekilde teknede çalıştık. Hafta sonları da dalışla ilgili eğitimler aldık.

Mete: Çok da gözlem yaptık. Bu çünkü son derece ciddi de bir iş. Birkaç parametresi var. Bir yandan dalışın kuralları var. Diğer yandan adam şehirde sıkılmış, bunalmış, tatile geliyor. Arasını bulmanız lazım. O dengeye baktık. Ve nihayet sıra tekne almaya geldi.

Tekneye geçmeden önce araya gireceğim. O aşırı yoğun yeni süreçte, kurumsal hayatı özlediğiniz anlar oldu mu?
Dilek: Hiç olmadı. 2 Mayıs 2015’te taşındık. Şimdi 2016 Eylül’ün sonundayız. Ben hala her sabah kalkıp şükrediyorum bu kararı verdiğimiz için. İyi ki olaylar öyle gelişmiş, iyi ki tetik çekilmiş. Fiziksel olarak evet çok zor bu iş. Stresli de. Hafta sonunuz yok. Çocuk olunca daha da zor. Yine de kurumsal hayattaki hiçbir günü buranın bir gününe değişmem!

Gelelim teknenin hikayesine. 

Mete: İkinci Dünya Savaşı’nda çıkartma yapılan tekneler vardır. Higgins diye bir firma yapmış. Kore Savaşı için tekneler yapılırken bu tekne de destek gemisi olarak New Jersey’de üretilmiş. T-502. Bu tekne yardımcısız Atlantik’i geçen tek tekne. Sualtı arkeolojisi adına yapılan ilk araştırmalar da bu gemide yapılıyor. Karanlık odası var, basınç odası var ki başka hiçbir gemide yok halen. Biz tekne aradığımız sırada Virazon’la karşılaşınca başta hiç yüz vermedik. Virane haldeydi çünkü ve bizim için çok büyüktü!

Sonra? 

Mete: Sonra aşık olduk! Dalış için çok uygun olduğu da aşikardı. Aylarca bu tekneyi değiştirdik, temizledik, çok uğraştık. Ama hiç usta sokmadık. Her şeyi kendimiz yaptık. 25 günde tersanede büyük kısmını halletmiştik.

Kiminmiş tekne? 

Mete: INA-Sualtı Arkeoloji Enstitüsü’ne aitti. Onlar da ince eleyip sık dokudular. Gönülden bağlıydılar tekneye. Önce gezi teknesi olmasını istemediler. Sonra anlattık. Bize inandılar ve tekneyi sattılar.

Ve dalış merkezi kurdunuz… 

Mete: Evet, tekne hayali gerçek olunca artık dalış merkezimizi de kurabilirdik. Barakuda Bodrum adımız. Barakuda çok eski bir kurum, Alman. Onların destekleriyle, o felsefeyle biz Türkiye’de dalışı geliştirmeyi istiyoruz.

Dalış için sezon bitti mi şu an?

Dilek: Bayram sonrası telefonlar kesildi ama biz orada da bir fark yaratma derdindeyiz. Tüm kış açığız. Kaş’ta da öyledir. Bütün yıl dalabilirsiniz. Bodrum’da biz ilk olacağız. Mesela Aralık’ta su ılık olur. Dışarısı için biraz daha kalın kıyafetler almak lazım sadece, o kadar.  

Bu sporla ilgili olarak tehlikeli ve pahalı diye önyargılar var. Ne demek istersiniz bununla ilgili olarak? 

Mete: İnanın ikisi de değil. Hele keşif dalışı dünyanın en güvenli ortamı! O metrajda, o ortamda size hiçbir şey olmaz. Almanya’da nüfusun %70’i dalıyor. Bizde niye olmasın? 14 yaşından büyük herkes dalabilir.

Dalmayanlar için neler vadediyorsunuz Virazon’da?
Dilek: Onlar için de keyifli bir tekne. Grup içinde dalmayanlar oluyor tabii. Alanımız geniş. İyi kahve içersiniz, nefis yemekler yersiniz, hiç gitmediğiniz koylarda yüzersiniz. Sıkıcı kuralları olmayan bir tekne yaptık.

Harika! Biraz da Bodrumlu hayatınızdan tüyolar alalım. Hangi nimetlerden yararlanıyorsunuz?

Dilek: Biz çocuğumuzun ayağı toprağa bassın istediğimiz için geldik biraz da Bodrum’a. Burada en çok keyif aldığımız şey o. Denizde olmadığımız zamanlarda bahçede yaşamak! Köpeklerimiz var. Onun dışında İstanbul’la kıyaslarsak trafik yok. Rahat insanlar haline geldik. İstanbul’dayken haftada 2-3 kez dışarı çıkardık, şimdi öyle bir ihtiyacımız kalmadı. Hafta sonunu iple çektiğimiz günler geride kaldı.

Son olarak şunu sormak istiyorum. İyi paralar kazanan kurumsal insanlarken dalış teknesi olan serbest çalışanlar haline geldiniz. Para kazanamama korkunuz yok mu hiç?

Dilek: Şöyle söyleyeyim. Hayatın ölçütleri değişiyor. İstanbul’da yaşarken eve çuvalla para giriyordu. Ama evde 3 yardımcı çalışıyordu. O gömlek ütülü olmak zorunda çünkü ve zamanımız yok. Dolayısıyla o çuvalla gelen para kamyonla gidiyordu. Bir de para çuvalla gelince bir takım şeylere aldırmıyorsunuz. Ben hayatım boyunca kıymanın fiyatını bilmedim. Gittim, kasaptan aldım ve çıktım. Vaktim yoktu araştırmak için. Burada yaşamaya başladığımdan beri bakış açım değişti. Sorun şimdi bana nerede promosyon var, söyleyeyim. Neticede, evet gelen para çok daha az. Ama hayatınızı ona göre küçültüyorsunuz ve bundan mutsuz olmuyorsunuz. Dolayısıyla da cevap hayır. Öyle bir korkum yok.

Tebrikler ve başarılar diliyoruz sizlere! Son söz sizde. 

Mete: Herkesi dalmaya bekliyoruz. Hiçbir şey bilmelerine gerek yok. Sadece istemeleri yeter. Bambaşka bir dünyayla tanışmak isteyenler gelsin. Suyun altında ses yok, her şey yavaş…

Dilek: Bize ulaşmak isterlerse sosyal medya hesaplarımızdan ve web sitemizden ulaşabilirler. Hatta dalışla ilgili, denizcilikle ilgili merak ettiklerini sorabilirler. Cevaplamaktan zevk duyarız.


Diğer Röportajlar..
36

Konuk Yazarlar
Çini Mürekkebi // Pelin Çini
Yukarı Çık