facebook instagram

Begüm Ahu Ağlaç // Sosyal Medya Danışmanı
10 Ocak 2016

Yaklaşık 10 yıldır tanıdığın birine hiç bilmiyormuşçasına soru sormak zormuş. Hele ki Bodrum maceralarımız da birer hafta arayla başlamışken. Ahu’nun masalsı evine, bir peyzaj tablosu kusursuzluğundaki bahçesine hoşgeldiniz.
Büyük konuşmayı sevmiyorum ama beni buradan ayıracak ne olabilir? Bulamıyorum bir şey. Bodrum’dan sonra büyük şehirde yaşamak mümkün değil.

Ne zamandır Bodrum’dasın?

1 sene 3 aydır.

Nereden geldin?

İzmirliyim ben ama 15 senedir İstanbul’da yaşıyordum. Annem 7 senedir Bodrum’da yaşıyordu. Zaten yaz tatillerinde düzenli olarak geldiğim ve aşık olduğum bir yerdi burası. Geçen sene Ağustos ayında tatil için gelip bir daha da dönmedim. Hayalimdekine çok uyan bir ev buldum ve anında tuttum.

Sana İstanbul’u terkedeceğim dedirten çok şey vardı eminim ama tamam gidiyorum dedirten ne oldu?

Aslında İstanbul’u terkedeceğim dediğim bir süreç olmadı. Çok mutlu ve güzel geçiyordu benim için zaman. Galiba Gezi Parkı olaylarından sonra pek toparlanamadım ben. Orayı yaşamak, orada nefes almak ya da eğlenmek hoşuma gitmemeye başladı. Bodrum iyi geldi.

Senin Bodrum maceran aslında bir çoğumuzdan farklı çünkü bildiğin bir köy evinde oturuyorsun. Buranın hikayesini anlatsana.

Dereköy benim çok sevdiğim bir bölgeydi Bodrum’da. Doğasıyla ve bozulmamış köy haliyle beni hep etkilerdi. Bir de İstanbul’da Bebek gibi Nişantaşı gibi fazla kalabalık ve metropolün tam ortasındaki semtlerde yaşadığım için Bodrum’a geldiğim zaman şehir hayatı yaşamayı hiç istemedim. Eski alışkanlıklarımı devam ettirmek de istemedim. Dışarı çıkayım, kafelerde oturayım, lüks bir daire tutayım kendime gibi hayallerim yoktu. Bu evin tam karşısında küp satılan bir yer var. Annemle bizim özel merakımızdır küp. Bir gün oraya gelmiştik ve bu evin boşaldığını söylediler. 1 saat içinde tutmuştum.

Ne haldeydi, kim bilir!

O halini görseydin; “deli misin sen” derdin. Hakikaten deli cesaretiyle giriştim. Param da yoktu. Kardeşimin ve annemin yardımıyla sıvasından, bahçesine, sistresine kadar evde çıkabilecek bütün tamirat işlerini hep beraber yaptık. Yorucu ama komik bir süreçti.

Ne tür komiklikler mesela?

Bir sürü! Çünkü çok bilgisiz olduğumuz bir konu. Mesela eve girdik; mutfakta orjinal taş varmış ama daha önce oturanlar sıva yapmış üzerine. Sıvacıyı çağırdık, adam “ben böyle bir şey yapmam” dedi. Biz de; “o zaman sen bize öğret, biz yapalım” dedik. Tam 3 gün boyunca duvardaki sıvayı kazıdık. Korkunç yorucuydu. Ondan sonra baktık yerler eski ahşap. Bunu sistre yapan ustalar artık yaşamıyor. O denli eski. Google’dan araştırıp bulduk ve yine kendimiz yaptık.

Araban yok. Dereköy’de yalnız yaşıyorsun. Zor olmuyor mu?

Ehliyetim var ama hiç araba kullanmadım. Büyük şehirlerde hep taksi ya da metro kullanıyordum, kolay geliyordu bana. Arabasızlığın ne demek olduğunu burada anladım. Bir köy dolmuşu var, saat başlarında evin önünden geçiyor. Bütün planlarımı dolmuşa göre yapmak zorundayım. Acil bir işim var hemen çıkayım diye bir durum yok. Taksiler de servet tuttuğu için yakın zamanda biraz direksiyon pratiği yapıp araba alacağım sanırım.

Ne iş yapıyorsun Ahu?

Ben iletişim danışmanlığı yapıyorum. Masanın bir sürü tarafında oturdum. Reklam ajansları, PR, dergicilik ve blog yazarlığından sonra şimdilerde sosyal medya danışmanlığı yapıyorum. Daha çok küçük firmalarla çalışıyorum. Hem İstanbul’da hem Bodrum’da müşterilerim var. Ayda bir İstanbul’a gidip müşteri ziyareti yapıyorum. Buradakilerle zaten sürekli temas halindeyiz.

İstanbul müşterilerinle Bodrum’dakileri kıyaslar mısın? Sistem çok mu farklı?

İstanbul tam bir iş kafası. Ciddiyet, koşuşturma, tempo… Burada o yok ama yaptığımız işi anlayan da çok yok. Yeni yeni bir bilinç oluşmaya başladı. Diyaloglar, beklentiler, ilerleyiş değişik. Bodrum’un doğası gereği işler daha kolay ilerliyor aslında. İstanbul’da insanlar işi bilmese bile seni kendi doğrusuna çekmeye çalışır. Bodrum’da ise yaptığım işe daha çok saygı duyulduğunu hissediyorum. Kazançlar da çok farklı elbette. Her şeye rağmen daha konforlu buluyorum burada çalışmayı.

Nasıl çalışıyorsun?

Home-office. Saat 8 gibi kalkarım. Köpeğim Paşa’yla ilgilenip, kahvaltımı yapar, bilgisayarımın başına geçerim. 13.00’e kadar çalışırım. Yemek vakti gelince tabii sipariş ver, gelsin durumu yok. Mutfağa inip yemek hazırlarım. Akşam üstü 1-2 saat daha bilgisayar başında otururum. Bazen toplantılarımız oluyor. Onun haricinde evde vakit geçiriyorum. Haftada bir gün Bodrum’a gidip birkaç arkadaşımla buluşuyorum.

Evde vakit nasıl geçiyor? Dışarı bakınca bir yağlı boya tablo görüyorum!

Ev hakikaten çok zamanımı alıyor. Bir gün cam kırılıyor mesela ama camcı yok. Onu naylonla yapıştırıp geçici de olsa bir çözüm üretmeye çalışıyorsun. Eski köy evi olduğu için çerçeveler çok eski ve onarılamıyor. Koli bandıyla yapıştırıyorum ısı yalıtımını sağlamak için. Bir bahçem var 500 metrekare kadar. Şimdiki en büyük hayalim baharda oraya bir şeyler ekip, biraz toprakla haşır neşir olmak. Evet, dediğin gibi bahçede 1 saat oturup etrafa bakınca ruhun doyuyor!

Aynı zamanda blogger’sın. Bodrum Tazesi’nden bahseder misin biraz da?

Ben daha önce “aşkkakan” diye bir blog yazıyordum. Kendim için yazdığım bir karalama defteri gibiydi o. Deneysel kısa hikayeler, şiirler, şarkı sözleri yazıyordum. Fakat hiç kimse okumuyordu! Buraya taşındığım o tadilat döneminde o kadar komik ve sakil şeyler yaşadık ki bunları paylaşmak istedim. Bodrum Tazesi’ni de açıkçası kendi kendime güldüğüm ve yapamadığım şeylerle alay etmek için yazmak istedim. Tamamen günlük gibi başladı. O kadar okunacağını da tahmin etmiyordum. Fakat enteresan bir bağ oluşturdu Bodrum’la benim aramda. İnsanlar sürekli sorular sormaya başladı. Bir nevi Bodrum danışmanı oldum. Burada yaşayanlar için de benim yaşadığım hikayelere katılabildikleri bir alan oldu. Hem hayalini gerçekleştirenlerin hem de hayal kuranların ortak noktası kısaca. 2016’da biraz daha hareketli tutmaya çalışacağım blog’u.

Günlük gibi dedin ama ne yiyip ne içtiğini anlatmıyorsun.

Evet, evet. Biraz daha hikayesi olan, okumaya değer yazılar olsun istiyorum. Bilgi vermek, o hikayeyi başka bir yere bağlamak gibi misyonları olsun… Çok araştırıp okuyorum. Keyifli gidiyor. Bir sürü de insanla tanıştım blog sayesinde. Kendimi ünlü gibi hissettiğim anlar oluyor.

Bodrum’da umduğunu buldun mu?

Fazlasını buldum. Hayat boyu düşünmediğim ama olmak istediğim yerdeyim. Hiç bahçeli evim olmamıştı, hiç köpeğim olmamıştı. Burada daha sakinim, telaşsızım, kafam daha açık. Doğa bana sabırlı olmayı öğretiyor.

Bir kaç mekan önermek ister misin, eski dergici olarak?

Yeme – içmeyi seven biriyim. Dergi zamanlarımdan kalma bir özellik belki de, dediğin gibi. Güzel yemek yapan yerleri keşfetmeyi seviyorum. En beğendiğim yerlerden biri Bodrum Marina’da Neyzar’ın Yeri diye bir ocakbaşı. Bir ana-oğul işletiyor. İkincisi; Marina’nın karşısında Mutfak by Küba var, orayı da seviyorum. Bistro-kafe tarzı. Son olarak bir de Avlu Bistro & Bar var Bodrum’da Sanat Okulu Sokak’ta. Ufak ama ambiyansı çok hoş.

Nedir planın? Böyle gittiği yere kadar gider mi?

Büyük konuşmayı sevmiyorum ama beni buradan ayıracak ne olabilir? Bulamıyorum bir şey. Bodrum’dan sonra büyük şehirde yaşamak mümkün değil. İyiye alıştıktan sonra kötüye dönmek zor olur.

Seni nasıl takip edebiliriz?

Bodrum hikayelerimi blog’um Bodrum Tazesi’nden okuyabilirsiniz.

Siteye eklenen röportajlardan anında haberdar olmak için mailing listemize kaydolabilirsiniz.





Diğer Röportajlar..
2

Konuk Yazarlar
Çini Mürekkebi // Pelin Çini
Yukarı Çık